Dünyaya Yön Veren Trendler: Yeşilcilik Baskısı


Teknolojinin gelişmesiyle birlikte insanların iletişim kurması, fikirlerini paylaşması ve doğal olarak da birbirlerinden etkilenmeleri kolaylaştı. Hatta öyle bir noktaya geldik ki sosyal medya hayatımıza yön vermeye başladı. Bazı durumlarda bu bireysel ve hatta toplumsal olarak olumlu bir gelişme olmasa da bazı durumlar için oldukça pozitif sonuçlar yarattığından bahsetmemiz mümkün. Bunlardan biri de yeşilcilik yani çevrecilik.

Dünyada ciddi bir etkiye sahip büyük şirketler ve hatta ülkeler fark etmiyormuş gibi davransa da küresel ısınma tüm dünyayı ciddi derecede tehdit eden bir problemdir. Küresel ısınmaya bağlı ani ısı değişimleri sonucu kasırgalar, seller veya aşırı kuraklık; bitki, hayvan ve bakteri türlerinin yok olmasıdır. Bu problem insanları gelecekte açlıkla, susuzlukla ve bunlara bağlı pek çok sorunla tehdit etmesine rağmen hala küresel ısınmanın görmezden gelinmesi ve bu tehdit hakkında ciddi önlemler alınmaması özellikle çevreci grupları oldukça rahatsız etmektedir. Çevreci gruplar bu muhtemel sonuçların dev bir meteorun dünyaya çarpması veya büyük bir nükleer savaşın sonuçları kadar ciddi olabileceğini ifade etmektedirler.

Tabii ki küresel ısınmayı önlemek adına pek çok sözleşme bulunuyor. Özellikle Paris İklim Anlaşması küresel ısınmanın önlenmesi için büyük önem taşıyor. Bu anlaşmayla küresel sıcaklık artışının sanayi öncesi dönemdekine kıyasla 2 derecenin altında tutulmasını, tercihen 1,5 derecenin hedeflenmesini öngörüyor. Anlaşmayla her ülke karbon emisyonlarını azaltma hedeflerini kendisi belirliyor. Niyet edilen ulusal katkı (NDC) olarak adlandırılan bu hedeflerin, beş yılda bir gözden geçirilmesi planlanıyor. Zengin ülkelerin, iklim değişikliğine uyum sağlayabilmeleri ve yenilenebilir enerjiye geçmeleri için yoksul ülkelere yardım etmesi öngörülüyor.

Fakat çevreyi korumak için yapılan ve pek çok farklı ülkenin imzaladığı sözleşmeler bulunsa bile bu sözleşmelerin maddelerinin uygulanamadığını da ne yazık ki görmekteyiz. Çevre anlaşmalarına taraf olan ülkeler, anlaşmaların temasına aykırı olarak çevre ve iklim için olumsuz etkiler yapan sera gazı salınımını azaltmamaya direniyor.

İşte sosyal medya da tam bu aşamada devreye giriyor.

İnsanların birbirlerinden haberdar olabilmesi, kendileriyle aynı fikirleri paylaşan insanlarla kurdukları iletişim ve örgütleşme sayesinde tam olarak “birlikten kuvvet” doğar cümlesine karşılık, büyük şirketleri ve hatta ülkeleri çevreci olmaya zorlayabiliyorlar. Sosyal medya ve örgütlenmeyle birlikte bireylerin, ülkelerin çevreci anlaşmalara dahil olmasını ya da çevreyi korumaya yönelik yeni yasalar çıkarmasını sağladıklarını bile görebiliyoruz. Bunun dışında olan gelişmelerle birlikte büyük markaların da yeşil adımlar atması ve bu markaların tedarik zincirlerini de çevreci şirketlerden seçmesiyle birlikte çevreci olmayan şirketlerin dışlandığını görebiliyoruz.

Gerek sosyal medyada şirketlerin çevreye verdikleri zararla afişe edilmeleri, gerekse Apple gibi büyük şirketlerin tedarikçilerini çevreci şirketlerden seçmeleri ya da ülkelerin içinde bulundukları anlaşmalar gibi faktörler sayesinde her ne kadar yavaş da olsa, artık dünyada çevreci olmayan şirketlerin iş yapamayacağını görmekteyiz.

Yukarıda saydığımız nedenlerin dışında, bankaların çevreci olmayan şirketlere kredi vermemesi ya da şirketlerin büyümesi ya da prestijini arttırmak için almaları gereken yasal sertifikaların mutlaka sürdürülebilirlik şartını koşması da şirketler için hızlandırıcı bir faktör haline gelmektedir.

Umuyoruz ki var olan her birey, ülke, kurum ve kuruluş çevre için üzerine düşen görevleri yerine getirir ve gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakır.

Yeşil kalın!

Yorum Yap