Kadıköy’de bir taş mimari örneği, Huguenin Köşkü

Bostancı’da, 13 dönümlük bir arazi üzerine inşa edilen, bodrum katı hariç iki tam katlı, dik çatılı, Alman mimarisine uygun taş bina Edouard Huguenin tarafından yaptırılmıştır.

Huguenin Bostancı’da yaptırdığı evin arsasını aldığı zaman, burada 350 yıllık, Jizvit rahiplerine ait manastırın harap olmuş ve sadece birkaç yatak odasından başka bir şeyi kalmamış binası vardı. Rahipler gitmiş, manastırın faaliyeti durmuştu. Binanın ve arazinin sahibi bir Ermeniydi. Huguenin araziyi ve harap manastırı bu Ermeniden satın alarak 1903’te kendi evini yaptırdı. O yıllarda Kadıköy’de elektrik ve şebeke suyu olmadığı için evin altına bir sarnıç yapılmış.
Huguenin, 1890’da Bağdat Demiryolları Direktör muavini olarak İstanbul’a gelmiş, direktör Helfferich’in (1872-1924) ayrılmasından sonra 1908’de bu görev Huguenin’e verilmişti. Helfferich’in 1904’ten 1908’e kadar kullandığı Haydarpaşa’daki direktörlük ofisinde Huguenin 1908’den 1917’ye kadar kalmış, I. Dünya Savaşı’ndan sonra da Almanya’ya dönmüştü.
Huguenin İstanbul’da kaldığı dokuz sene içinde renkli bir hayat yaşamış, Haydarpaşa garının üst katında kendine tahsis edilen büroya her gün trenle muntazaman gitmişti.
Huguenin sabahları evinden çıkar, Bostancı’dan trene biner, çok kere cebinden saniyeli saatini çıkararak trenin hareket halinde tekerleklerinin
iki rayın birleştiği yerden çıkardığı seslerle zamanı ölçer ve trenin
saatte kaç kilometre gittiğini hesaplardı.
Akşamüstleri de Beyoğlu’na çıkar, Tokatlıyan’da camın önüne oturarak çayını veya birasını içerdi. Dostları ve ahbaplarıyla çok kere Tokatlıyan’da buluşurdu.
O yıllarda Mühürdar’da, deniz kenarında özel iskelesi olan ahşap bir evin sahibi ve Galata’daki yazıhanesinde pazarlamacılık yapan Zaharof adında bir Levanten vardı, doğru veya yanlış Zaharof’un eşiyle Huguenin arasında bir ilişki olduğu söylentisi çıkmışsa da kapanıp gitmişti.
Huguenin’den sonra köşk ve manastır Gürcistan’dan gelen bir Rus aileye satıldı.
Mülkün yeni sahipleri manastır binasında tadilat yaparak yerleşti ve yıllarca burada yaşadılar.
Aile reisi olan Borkar şişmanca, kırmızı yüzlü bir zattı. Eşi Madam Tamara ortadan uzun boylu, terbiyeli, nazik bir insandı. Rusya’da yaşarken prenses titri olduğu söyleniyordu. Kızları Eteri bir zamanlar Kadıköy ve Bostancı’da oldukça hareketli bir hayat yaşamış, kültürü ve fizik yapısıyla sükse yapmıştı.
Vaktiyle ayrı ayrı dönemlerde iki aileyi barındırmış, iki emsalsiz devir yaşamış binalar, her gün biraz daha harap olarak yalnızlığa terkedilmiş bir vaziyette, ışıksız ve kimsesiz ayakta durmaya çalışmaktadır.
(Alıntıdır)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sizi Arayalım

Adınız ve Soyadınız

E-Posta

Telefon Numaranız